28 Ekim 2015

Sakız Adası - 2015 Yunan Adaları Günlüğü 1

Bu yaz, tam bir Yunan Adaları canavarıydık. 65 günlük seyahatimiz 
sırasında tam 24 ada gezdik. 

Sakız, Çeşme'ye yakınlığı ile karadan da kolayca ulaşabileceğiniz bir ada. Biz teknemizle gittik ama Çeşme'den buraya günlük motorlar mevcut ve biz de gittiğimizde hafta sonu olması dolayısıyla etraf Türk kaynıyordu. Sahil kenarına dizilmiş lokantalarda Türkçe menüler ve yazılar, bizde şu an moda olan Arap turisti tavlamak için yazılmış Arapça yazıları andırıyordu. Tüm kiralık araçlar da Türkler tarafından kapışılmıştı. Allahtan akşamüstü hepsi Türkiye'ye döndü de etraf biraz sakinledi... Sakız adasının tarihinde Osmanlı'nın yeri pek sevimli değil. Pek çok kaynakta astılar, kestiler tarzı söylemlerle karşılaştık. Yine de biz Türkler'den çok para kazandıkları için bize tarafsız davranmaya çalışıyorlar. 
Sakız Adası, adı üstünde sakız ticareti ile ünlü ve her zaman Akdeniz'in en zengin adalarından biri olmuş. Eee hala 100 gr. sakızı 12 eurodan satıyorlar. Mart 1822'de Osmanlılara karşı yapılan bağımsızlık isyanının en büyük katliamı bu adada yapılmış. 1881 depremi de adayı epeyce hırpalamış.
İlk turumuzu, ana merkezdeki kale içinde yaptık. Kale içinde Müslüman ve Yahudi evlerine sıkça rastlanıyor. Osmanlılar adayı 1566'da fethedince Ortodoks ve Katolikler sur dışına çıkarılmış. Sur içindeki cami, yeni restorasyondan çıkan Türk hamamı, Osmanlı mezarlığı görülmesi gereken eserlerden.



Gezinin sonunda 30 euroya arabamızı  da kiraladık. Adanın görülmesi gereken dağ köylerini bu gün gezmeye karar verdik. 
İlk köyümüz Pirgi... Tüm dağ köylerinde sakız ve sakızdan yapılan ürünler üretiliyor ve yaşlı nüfus oldukça fazla. Pirgi, duvarlarına sıva ile işlemeler, desenler yapılan süslü binaları ile meşhur.
Süslü evler "ksysta" için duvarlara siyah kum kullanılarak sıva vurulur. Sonra kireç badanası yapılır. Daha sonra geometrik desenler şeklinde kazınıp alttaki siyah astar ortaya çıkarılır. 




Pirgi'den çıkıp dar sokaklarıyla adeta bir ortaçağ köyünü andıran Olimpi'ye girdik. Burası kare planlı bir şehir. 
Ardından, uçan payandalar, yine dar yollar, kemerler, evler arası köprüler cenneti Mesta'dayız. Buradaki Tum Kilisesi, adanın en büyük kilisesiymiş. Mesta'da aynı yükseklikte çatılar ve dış çevre duvarlarının köşelerindeki kuleler dikkat çekiyor.
Akşam yemek için de, bizim Türk teknelerinin giriş- çıkış yapmadan sorunsuz yanaştığı için tercih ettiği Lagada Koyu, Nostos restaurantta yemeğimizi yedik. Burada porsiyonlar çok büyük ve buna rağmen fiyatlar çok ucuz. Deli gibi Türk kaynıyordu... Biraz üşüdük ama bence iyi yemek için değerdi. 


İkinci gün, kahvaltıdan sonra dünden kiraladığımız arabamızı alıp Cozmote bayiine gittik. Yunan adalarında rahat kullanabilmek için multi wireless cihazı almak istiyoruz. Bize yardımcı olan kız giriş yapmak için tüm cihazları isteyince tekrar tekneye döndük ve ipad'i aldık. Dükkana tekrar gittiğimizde kız bu sefer pasaport istedi. Yanınızda olmadığı için bu kez ben yürüyerek tekneye döndüm. Ali arabayla gelip beni aldı ve tekrar dükkana gittik. Neyse ki bu cebelleşmenin sonucunda 5 Gb'lik aylık internetimiz oldu:) Hat ücreti 20 euro, cihaz 42 euro...
Şimdi gezimize devam edebiliriz. İlk durağımız Nea Moni Bizans manastırı... Burası 11. yy'dan kalma ve mozaikleri ile meşhur.
Manastırda gördüğümüz insan kemiklerin sebebinin Türklerin saldırısı olduğu duvarlarda yazıyor. Manastır ikinci büyük darbeyi de 1881 depreminde almış. Pek çok mozaik bu depremde zarar görmüş.
bu manastırın tarihi 11.yy.'a dayanıyor. Bizans İmparatoru IX. Konstantinus Monomakhos zamanında 1042'de üç münzevinin bir Meryem Ana ikonu buldukları yerde kurulmuş. Rahibe manastırı olup son rahibe öldüğünde keşişlere kalacağı söylenmektedir. Girerken bu tuhaf elbiseleri giydik. Bunlar da rahibelere ait.
Bu manastırın ünlü mozaikleri var. Bunlarda biri olan Anastasis mozaiğinde İsa dirildikten sonra Adem ve Havva'yı cennetten çıkarırken görülüyor. Bir diğer mozaikte ise İsa, havarisi Aziz Petrus'un ayağını yıkarken görülüyor.

Bizans saatine ayarlı saat ise 1923 öncesi İzmir'inden bir Ermeni ustasının yapımı...
.
Bu dolaptaki kafa taslarını hikayesi de bir katliama dayanıyor. 250 yıl boyunca Osmanlı egemenliğindeki Kiosklular Samoslularca kışkırtılmış ve Mart 1822'de bağımsızlıklarını ilan edip ayaklanmışlar. Öfkelenen Sultanın askerleri 30.000 kişiyi katletmiş, iki katından fazlasını da tutsak etmiş. Manastırları ve evleri yakıp yıkmışlar. Bu katliamda Neo Mani Manastırı'na sığınanlar olmuş ama 600 keşiş ile birlikte bunlar da öldürülmüş. Manastırın ana giriş kapısındaki şapelde burada ölenlerin kemikleri saklanmakta..
Bu tavus kuşu da manastırın bahçesinde kuyruğunu açıp resmen bize merhaba dedi. Ben böyle muhteşem bir yaratık görmedim.

Sonraki durak Avgonyma köyü. Burada yazın 30, kışın ise 10 kişi yaşıyormuş ama evler oldukça bakımlı. Avluları ve teraslarıyla adeta bir tatil köyü havasında. Köy meydanındaki lokantada fırında pişmiş nefis köy yemekleri yedik. Ve 4 kişi sadece 37 euro hesap ödedik.
Buraya çok yakın olan Anavatos'un hazin bir hikayesi var. Dik bir yamacın üzerinde olan bu köy şu an terkedilmiş bir durumda. 1822'de Türkler'in istilası sırasında, 400 kadar köy sakini korkudan kendini 300 m. yükseklikten aşağıya atmış. Gerçekten tüyler ürpertici, dar sokakların etrafına dizilen evler şu an yıkık dökük ve belli bir noktadan sonra gezenler için tehlike arz ediyor. Biz Türler, bu adaya ve halkına az çektirmemişiz...
Arabayı teslim etmeden önce en son uğrayacağımız yer, senede bir gün açık olan 16.yy sonlarına ait Moni Moundon Manastırı... Buraya gitmek için toprak yollara girdik, geri döndük, başka yol bulduk ve sonra galiba manastıra ılaştık. Galiba diyorum çünkü in cin top oynadığından doğru yerde olduğumuza bir türlü emin olamadık.
Şehre döndüğümüzde epey yorulmuştuk. Yine de dönüş yolunda birkaç dükkan gezip sakız siparişlerimizi aldık. Zeliha ve ben işi daha da ileri götürüp akşam yemeği için salata malzemesi almak uğruna sabahtan gördüğümüz manava gittik. Ama maalesef 15:00 ve 18:00 saatler arası Yunanlıların siesta zamanı olduğundan, sabah yürümekte zorluk çektiğimiz sokakları ıssızlığından tanıyamadık. Manav dahi kapalıydı. Sonra  da ekonomimiz kötü diye ağlıyorlar. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder