6 Ocak 2016

Thasos Adası - 2015 Yunan Adaları Günlüğü 4

1 Temmuz 2015


Yelkenlimizle Kuzey Ege Yunan Adalarını gezmeye devam ediyoruz. Karadan Yunanistan'a geçip Kavala'dan kolayca ulaşılabilmesi sebebiyle son zamanlarda Türkiye'den gitmeyeni dövdükleri Thasos'a geldik. İlk gecemizi, plajlarıyla ünlü Aliki Koyu'nda teknede geçirdik.Bugün Temmuz ayının ilk günü olmasına rağmen havalar soğuk. Yola çıkmadan önce mayo yerine polar eofmana ağırlık verseymişiz iyi olurmuş:)


2 Temmuz 2015 

Bugün Thasos'un ana limanına bağlandık. Birkaç gün buradayız. Araba kiralayıp çılgınlar gibi gezeceğiz. 
Paros'tan gelen göçmenlerin M.Ö. 7.yy.'da doğu kıyılarını kolonileştirdiği Thasos'ta taş çağından bu yana yerleşim var. Denizciliğin merkezi olan antik Thasos, M.Ö. 462'de Atinalılara teslim olmuş. Roma döneminde gelişmiş, ortaçağ ile birlikte karanlığa gömülmüş. 1455'te Osmanlı donanması tarafından ele geçirilmiş, Balkan savaşlarıyla birlikte 1912'de Osmanlı yönetiminden çıkmış. 
Beyaz mermer adanın en değerli mücevheri...
Akşamüstü çevre gezisine çıktık. Bizanstan kalma antik kalıntıların üzerine evler, bahçeler kurmuşlar. Tarihe saygı konusunda bu Yunanlılar bizden beter yani...



Thassos'ta denize paralel sokak, dükkanlardan ve cafelerden geçilmiyor. Kavala'ya saat başı kalkan feribot sayesinde adanın karayla bağlantısı gayet fazla ve elinizi sallasanız bir Türk'e çarpıyorsunuz. İyi ki bayrama daha çok var. 


Akşam yemeğimizi pizzacıda yiyoruz. Pizzamız 5 kişilik ve dev gibi...




3 Temmuz 2015

Hertz'den iki günlük  araba kiraladık. 
Bir yerler, başka bir yerlere istemesem de çağrıştırıyor. Bu Thassos ana merkez, bana göre İznik'e benziyor. Orada da evlerin arasında tarihi eserler vardır. Nereyi kazsan Bizans duvarı çıkar. Thassos'ta da aynı böyle... Bu da bir başka kapı...


Bir dağ köyü olan Panagia'ya gidiyoruz. Ada o denli yeşil ve sulak ki, köyün içinden geçen ve şırıl şırıl akan dere, dört bir yandaki çeşmeler, inanılmaz bir zenginlik...


 Köyün sokaklarında gezip öğle yemeği için çevrilen kuzu ve tavuklara göz koyuyoruz. Yürüyüş sırasında yağmur çiselese de köy yavaş yavaş kalabalıklaşmaya başlıyor. Burası deli gibi turist kaynıyor.

Köye hakim mimaride en göze çarpan özellik arduaz çatılar. Kiremitler, sanki gelişigüzel çatıya atılmış gibi dursa da bütünde çok güzel bir görüntü sergiliyor. 
Panagia'nın sahil kesimi çok sayıda turistik tesis barındırıyor. Buranın kumu gerçekten altın renginde...


Sırada başka bir dağ köyü var: Potamia.
Burası biraz daha sakin ama su, burada da oldukça bol; meydandaki çınar ağacının dibinden sürekli sular akıyor. 




Genç yaşta Amerika'ya göç eden heykeltraş ve ressam Polygnotos Vagis bu kasabanın yerlisi. Eserleri rüya benzeri bir niteliğe sahip. Biz bayanlar merakımıza yenilip  2'şer euro verip yerel sanatçının müzesine girdik. Eserlerde daha çok insan figürleri çalışılmış ve taş oldukça iyi işlenmiş.  Kayalara yonttuğu kuş, balık, kaplumbağa ve hayalet yüzlü tasvirler çoğunlukta. Müzenin bulunduğu bina da güzel bir mimari örneğiydi.



Sırada iki gün evvel alargada kaldığımız Aliki koyu var. Burada bugün deniz çok güzel görünüyor. İki gün önce oldukça çırpıntılıydı. Denize paralel patika yoldan buruna kadar yürüdük. Zaman zaman sağ tarafımız denize inen dik yamaç nedeniyle benim için  ürkütücü oldu. Taş ocaklarından günümüze kalan burundaki çukurlar görülmeye değerdi. 



Yolumuzun üzerindeki Mori Archangelou Manastırı'na uğradık. 12. yy. başlarında Luka adlı bir münzevi tarafından bir pınarın kaynadığı yerde kurulan manastırın en kutsal hazinesi çarmıhtan olduğu bsöylenen bir kutsal çivi. Burası oldukça bağnaz bir manastırdı. İçeride kara örtülere bürünmüş rahibeler oldukça karanlık bir görüntü sergiliyordu. Bizi de örtünmeden içeri almadılar. Kapıda üzerimize komik etekler ve pantolonlar verdiler. Ali'ninki tam bir Hopdediks pantalonu idi, manastırın girişinde gülmekten yerlere yattık. 





Güzel manzaralı manastırdan sonra, Osmanlı egemenliği sırasında adanın baş şehri olan Theogolos'a gittik. Mimarisi, doğal doku ve çatıları, ağaçları ve çiçekleri ile oldukça şirin bir yer... Büyük bacalı evler ve arduvaz çatılar dikkati çekiyor.




Günün son durağı sahil şeridi ve restaurantlarıyla ünlü Kalyvia oldu. Burada biraz turladık sonra teknemize döndük. O kadar yorulmuşuz ki size anlatamam. Denize girmek istedik ancak ona bile üşendik. Tam 10,71 km. yol yürümüşüz.



4 Temmuz 2015 

Yine dağ köylerindeyiz. İlki Prinos, evleri Balkan mimarisinin özelliklerini taşıyor. Köy meydanındaki yıldırım çarpan, ortadan ikiye ayrılmasına rağmen yine de yaşamaya devam eden iki çınar ağacının gölgesindeki restaurantta kahvelerimizi içtik, beyler gül reçelli, ev yapımı sakızlı dondurma yediler. İki ay için restaurantta çalışmaya gelen İskeçeli Sinan ile lafladık. Burada herkes yarınki referandum için heyecanlı...

Prinos'tan sonra güzel gün batımıyla ünlü Sotiras köyündeyiz. Köy meydanında gürül gürül akan su dışında bence pek bir sevimli tarafı yok.



Ya biz yorgunduk ya tansiyonumuz düştü ya da çıktı, ya da bu kadar dağ köyü gezmek fazla geldi, kulaklarımız uğuldadı, başınız döndü, "yeter" dedik ve sahile inip biraz birşeyler atıştırıp dinlendik. Dönüşte, yolumuzun üstündeki büyük markete girdik. Yunanistan gerçekten feci krizde, hiçbir yerde kredi kartı geçmiyor; koskoca marketin kasalarında kredi kartı kabul etmediler. Allahtan Yunanlılar için 60 euro olan günlük para çekme limitini bize uygulamıyorlar. Bugün yine biraz para çektik. Bu gidişle herşeyi peşin parayla almamız gerekecek...
Akşam Enavlion Oteli'nde Zeliha'nın sürpriz doğum günü yemeğindeyiz. Güzel bir ortam, Azmi'nin Trip Advisor'dan bulduğuna göre, adanın 1 numara restaurantı...
Gerçekten herşey çok güzeldi. Bugün aynı zamanda Azmi ve Zeliha'nın evlenme  yıl dönümleriymiş. Bunu da buraya gelince öğrendik. 29. Yılları, nice yıllara...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder