6 Mayıs 2012

Şahane Misafir - Ferzan Özpetek


Ferzan Özpetek filmleri her zaman favorim olmuştur. Genelde, eşcinselliğin doğallığını, dostluk ve arkadaşlığın, beraber yeme-içmenin güzelliğini,  kalabalık sofraların sıcaklığını işleyen yönetmen, filmlerini keyif verici görüntülerle ve haz veren müziklerle süsler; her film, hayattan zevk almanın ince noktalarını işler. Yönetmenin tüm filmografisi içinde benim favorim "Cahil Periler" dir.
Son film, "Şahane Misafir", 30'lu yaşlarına yaklaşırken, aktör olma rüyasıyla Roma'ya yerleşen Pietro'nun başından geçen biraz korkunç, biraz komik bir hayalet hikayesini ele alıyor. Pietro, kiraladığı evde yalnız değildir. Yıllar önce direnişçilerden saklanan ve trajik biçimde hayata veda eden bir tiyatro kumpanyasının 8 üyesi, hayalet olduklarının farkında olmadan onunla aynı evi paylaşmaktadırlar. Bu ürkütücü duruma alışması biraz vakit alır ama sonunda onlarla yaşamak bir tutkuya dönüşür. Artık şu koskoca dünyada yalnız değildir. Aslında herkesin bir yalnızlıkla baş etme yöntemi olduğuna göre Pietro'nunki de hayaletle kurduğu derin dostluktur. Sonunda ölü olduklarının farkına varan hayaletler, en güzel gösterilerini ona sunduktan sonra, Pietro'yu yalnızlığıyla başbaşa bırakırlar.

Ferzan Özpetek, bu fantastik ögelerin ağır bastığı filmde, korku ve gerilimi tam dozunda kullanmış ; filmin ilk yarım saatinde, acaba daha ne kadar gerileceğim diye düşünürken, gerilim yerini yalnızlık hikayesine ve ikinci dünya savaşı sırasında yaşanan trajik bir hikayeye kadar götürüyor. Baş roldeki Elio Germano hüzünlü ve sevimli ifadesiyle filme çok iyi oturmuş bir karakter yaratmış. Kumpanya üyeleri,makyajları ve davranışları ile korkunç ve iticiler, seyirciyi germek ve korkutmak görevini iyi başarıyorlar, obez çocuk hayalet ise sevimsizliğin son raddesinde... Cem Yılmaz'a gelince, gerçekten, 1930-40'lı yılların kumpanya oyuncusu rolünü iyi taklit etmiş. Cem Yılmaz,  ince mizah yeteneğine sahip, zeki bir sanatçı; ancak bir aktör değil... Ama takdir edilmeye değer bir İtalyanca ve mimikleriyle diğer oyunculardan hiç geri kalmamış, tebrikler...

25 Nisan 2012

Yatak- David Whitehouse



"Belki de haklıdır. İnsana mucizevi bir kalp verip, sonra da onu milyonlarca ufak parçaya ayıran bu şey, hayat mı?

Beklemeniz söylenen hiçbir şeyin gerçekleşmemesi?

Eğer hayat buysa, yataktan çıkmaya değer mi?"

İşte kitabımızın ana konusu bu; hayattan neler bekliyoruz, hayat bize neler veriyor... Çoğu insanın hikayesi kendilerine göre büyük bir hayal kırıklığı...

Mal Ede, küçük yaşlarından beri ilginç bir kişilik... Olmadık yerde, olmadık davranışlar sergiliyor, tüm ailesi onun hayatı çerçevesinde bir hayat yaşıyor... 20'lerine geldiğinde, muhteşem kız arkadaşıyla birlikte yaşamaya başlıyor, vasat bir işi, düzenli bir geliri var, hayatının geri kalanında biliyor ki kendini sadece çalışmak, ödenecek borçlar ve doğacak çocuklar bekliyor.

Ve 25 yaşına bastığı gün tamamen farklı bir hayatı seçiyor. O günden itibaren evden çıkmıyor, her şeyi bırakıp sadece yatakta yatıyor ve sadece yemek yiyor. Sonuçta 20 yıl içinde dünyanın en şişman adamı haline dönüşüyor. Kendine göre ailesine iyilik yaptığını düşünüyor. Yeni hayatı sayesinde annesi kendisine ömür boyu uğraşacak bir meşgale bulmuştur, babası yıllar önceki maden kazasında yaşadığı vicdan azabından kurtulmasını sağlayacak bir vinç icat etmiştir, kardeşi ise normal şartlarda kavuşamayacağı sevgiliye- ki bu kişi Mal'in eski kız arkadaşıdır- sahip olmuştur...

Genç bir gazeteci kalemden yazılan bu inanılmaz hikaye, oldukça çarpıcı ve hayatı sorgulayıcı. Gerçekten "iyi hayat" nedir?



Bed




David Bowie - Space Oddity