11 Ocak 2018

Karanlık Sular - Paula Hawkins

Trendeki Kız kitabıyla tanıyıp sevdiğimiz Paula Hawkins’in yeni kitabı ülkemizde de hemen çok satanlar listesine girdi. Trendeki Kız’ın kurgusu çok değişik ve güzeldi; yazar “Karanlık Sular” da da aynı tekniği kullanmış. Karakterlerin isimleri birbirlerine çok yakın ve konuyu karışık alarak ele aldığı için ilk başta anlayamayacağım paniğine kapılıyorsunuz. Aslında tek yapmanız gereken bir parça not almak ve her konu başlığı kimi ilgilendiriyorsa bu kısa notlara göz atıp bölüme başlamak. Kitabın ortalarında konuya tamamen hakim oluyorsunuz hiç merak etmeyin…
Küçük ve sakin bir kasabadayız. Burada kasabanın kadınlarının yıllardır öldüğü bir nehir var. Kimi intihar ediyor, kiminin ise neden öldüğü bilinmiyor.  Bu kasabada kızı ile yaşayan Nel, buradaki ölümler hakkında araştırma yapmayı ve bir kitap yazmayı kafasına koyuyor. Bu araştırma esnasında Nel de nehirde ölüyor. Bu ölüm nedeniyle, yıllar önce kasabayı terk etmiş olan ve kız kardeşiyle arası iyi olmayan Jules, Nel’in kızı Lena’nın yanına geliyor. Jules, hem geçmişiyle yüzleşirken hem de kız kardeşinin ölüm nedenini öğrenmeye çalışıyor. Bu süre zarfında karşılaştığı gerçekler, kız kardeşine başka bir gözle bakmasına neden oluyor. Bu arada kasabanın kadınlarının gizemi de teker teker ortaya çıkıyor… Her kesin farklı bir hikayesi var: Kimi cadı olarak nitelenmiş, kimi kocasının şiddetine maruz kalmış, kimi ise imkansız bir aşkın kurbanı olmuş…
“Karanlık Sular”, “İkiz Tepeler” (Twin Peaks) kıvamında bir hikaye anlatıt-yor bize… Hem dozunda bir gerilim ve gizem hem de iyi bir kurguyla… Başladınız mı elinizden kolay kolay bırakamıyor ve bir solukta okuyorsunuz…

''Beckford bir intihar noktası değildir. Beckford, bazı sorun çıkaran kadınlardan kurtulma yeridir.'' 

Yeterince gizemli oldu mu sizce?


Orijinal Adı:  Into The Water
Yazar: Paula Hawkins
Yayınevi: İthaki Yayınevi
Sayfa Sayısı: 400
Çevirmen: Aslıcan Kuzucan
Puan 
****


Ormanlardan Hemen Önceki Gece




“Ormanlardan Hemen Önceki Gece “ oyunu hakkında Sadece tek kişikil bir oyun olduğu ve Dot Tiyatro sahnesinde izleyip beğendiğimiz Rıza Kocaoğlu tarafından oynandığı dışında hiçbir şey bilmiyorduk. Bir de tabii aldığı ödüller:

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği tarafından Yılın Erkek Oyuncusu
Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema ödüllerinde En Başarılı Erkek OyuncuMagazin Gazetecileri 21. Altın Objektif ödüllerinde ise Tiyatroda En İyi Erkek Oyuncu

Biz de -aman geçen sene izleyemedik bu sene az da olsa oynanıyor kaçırmayalım- endişesi ile Das Das Sahne için biletlerimizi aldık…
Ana salona girdiğimizde Rıza Kocaoğlu performansına başlamıştı bile… Son seyircinin de oturmasını bekledikten sonra 75 dakikalık bölüm başladı…
Rıza Kocaoğlu oyun boyunca koşuyor, atlıyor, akrobasi yapıyor ve bu arada hiç susmuyor. Anlatacak çok şeyi var ama onu gerçekten dinleyecek kimsesi yok. Çok yalnız… Yolda köşeyi dönüp gitmek üzere olan birini görünce de birbiri ardına, susmadan, ipe sapa gelmez, aklına ne gelirse konuşuyor. Kendini anlatmaya çalışıyor ama başarılı değil. Sözcükler doğru bir şekilde bir araya gelemiyor bir türlü… Bir şeylere kafa tutuyor, kendince uluslararası bir sendika kurmayı düşünüyor, bir odası olmayacağını bile bile bir odanın hayalini kuruyor, bu arada sürekli itilip kakılıyor ama anlatmaktan geri kalmıyor…
Ormanlardan Hemen Önceki Gece (La nuit juste avant les forets) Fransız Çağdaş tiyatro yazarı Bernard Marie Koltes'in tek kişilik oyunu. Koltes, bu oyunu 1977 yılında yazmış. İniş çıkışlarla dolu depresiv bir hayatı olan yazar, yalnızlıklarını, umutsuzluk ve hezeyanlarını eserlerinde dile getirmiş.

Oyun tek perde, dekor bir rampa ve oyuncunun içine girip öfkesini tam anlamıyla dışarı vurduğu bir renkli küpten ibaret… Seyrederken pek bir şey anlamasanız da gözünüzü kırpamıyorsunuz. Sahnede o denli dinamik bir performans var ki kendinizi adeta anlamak için zorluyorsunuz. Klasik tyatrodan çok farklı bir deneyim bu… Seyirciyi, kafa patlatmaya, düşünmeye, araştırmaya ve okumaya teşvik ediyor… İlk başta da değinmiştim: ne konuyu biliyorduk, ne yazarı ne de neyle karşılaşacağımızı… Biraz okuyup gitseydik eminim oyundan daha fazla keyif alacaktık… Herkes hoşlanmayabilir benden uyarması… Ben çok beğendim… Rıza Kocaoğlu’nun performansı ise gerçekten ödüle değerdi, sürekli konuşup sürekli hareket ederken nefesi kesilmeden 75 dakikayı tamamlamak her oyuncunun harcı olmasa gerek… Deneysel tiyatro meraklıları kesinlikle kaçırmamalı…

FÜREYA

Akaratler, Sıraevler No:16 da Kale Grubu'nun katkılarıyla düzenlenen, ünlü seramik sanatçısı Füreya Koral'ın sergisini mutlaka görmelisiniz. Yaklaşık 1500 m2 alana yayılan sergi için Akaretler'de birkaç ev birden kiralanmış ve aradaki duvarlar kaldırılarak oldukça çekici bir sergi salonu oluşturulmuş. (Ancak ne yazık ki sergi bitiminden itibaren binalar eski haline getirilecek ve muhtemel yeme-içme mekanı olarak yeni kiracılarını bekleyecekmiş). 17 Kasım 2017'de açılan sergi, 18 Ocak 2018 tarihine kadar açık...


Füreya Koral ile ilgili ilk bilgilerim, Ayşe Kulin'in 2000 yılında yayınlanan "Füreya" adlı kitabından oldu... Bu kitapla birlikte Şirin Devrim'in "Şakir Paşa ve Ailesi", ve "Şirin" kitapları da aileyle ilgili daha çok bilgi edinmeme yardım etti...


Füreya, ünlü Şakir Paşa ailesinin bir ferdi... Dedesi Şakir Paşa'nın kardeşi Cevat Şakir Paşa, II.Abdülhamid  döneminin sadrazamı... Şakir Paşa ise ağabeyi ile birlikte önemli devlet görevlerinde bulunmuş... Şakir Paşa'nın eşi Sara Hanımdan ikisi erkek tam altı çocuğu olur. En büyük çocuk, Halikarnas Balıkçısı olarak bildiğimiz ünlü yazarımız Cevat Şakir Kabaağaçlı'dır; daha sonra Füreya'nın annesi olan Hakkiye Hn.gelir, Ayşe , Suat, beşinci çocuk olarak dünyaca  ünlü ressamımız Fahrünisa Zeyd ve son olarak gravür sanatçısı Aliye Berger gelir. Fahrünisa Zeyd'in ilk eşinden olan çocukları Şirin Devrim tiyatro sanatçısı ve yazar, Nejad Devrim ise ressamdır. Aile bireylerinin hepsi sanatçı ve özgür ruhludur. Ailede hem büyük başarılar, hem de büyük felaketler beraber yaşanır. Şakir Paşa'nın ölümü, oğlu Halikarnas Balıkçısı'nın elinden olur ve sanatçı ömrünün diğer yıllarını sürgün hayatında, Bodrum'da geçirir... Aliye Berger, Fahrünisa ablasının ilk eşi İzzet Melih ile bir gönül ilişkisi yaşar...

Füreya, 1910'da Büyükada'daki köşkte dünyaya gelir. İyi bir eğitim görür, keman çalar, Fransız okuluna gider, verem tedavisi gördüğü İsviçre'de seramik sanatı ile tanışır... Yurt içi ve yurt dışında sayısız sergi açar, eserleri ünlü koleksiyonerler tarafından kapışılır... İkinci evliliğini Atatür'ün yaveri Kılıç Ali Paşa ile yapar. 1997 yılında vefat edene kadar sanatın içinde kalır...




İşte bu renkli hayatın kanıtı 200'e yakın eser, seramik nesneler, duvar tabakları, heykeller, duvar panoları, fotoğrafları, ziyafet sofrası ve kişisel eşyaları ile birlikte bu sergide görülüyor. Video görüntüleri ile desteklenen sergide "evler" serisi ise gerçekten dikkat çekici... Sanatçı bu seriyi oturduğu apartmanın penceresinden gördüğü Surp Agop Vakfı evlerinden esinlenerek oluşturmuş...


Daha vakit var, bu ilginç ve tarihi mekandaki bu harika sergiyi kesinlikle kaçırmayın...