18 Haziran 2015

Devir - Ece Temelkuran



80 darbesinin gölgesinde, başkent Ankara'dayız. Ülke, bölünmüş bir vaziyette, bir tarafta faşistler, diğer tarafta, faşist düzene isyan eden sol örgütler, bir diğer tarafta ordu... 
Bu karmaşanın içinde, Eğer Kuğulu Park'taki  kuğuları kurtarırlarsa sevdiklerinin de kurtulacağına inanan iki çocuk.
Ali, Ankara'nın gecekondu semtinde yaşayan bir alevi ailenin oğlu. Sol örgütlerle adeta iç içe yaşıyorlar. Ali, olayların içinde, yarı bilinçli bir halde zamanın karmaşasını anlamaya çalışıyor. Örgütlenmenin manasını biliyor, annesi yanında işkence görürken ağlamaması gerektiğini biliyor, kuğulara zarar verileceğini anlıyor, neyi konuşup neyi konuşmaması gerektiğini az çok biliyor, yine de çocuk saflığıyla ölen kişinin başka bir donda hayata tekrar geleceğine, meclise kelebekleri sokmak gerektiğine ve kuğuları kurtarmaya inanıyor. 
Ali'nin annesinin temizliğe gittiği evde yaşayan Ayşe'nin annesi eski bir örgüt elemanı. Gördüğü işkenceden sonra evlenip çocuk sahibi oluyor. Yine de tuttuğu saf belli. Kendisine göre daha korkak davranan kocasıyla gelgitli bir hayat yaşıyor. 
Ayşe, olaylara daha saf yaklaşıyor. Ona söylenene göre, karşıdaki karakola gözaltına almak için getirilen abla ve abiler oyun oynuyorlar. Ali'yle birlikte yaptıkları planla kelebekleri meclise yerleştirince herşeyin daha iyi olcağına inanıyor. 
Ece Temelkuran, son derece iyi bir kurguyla, elinizden bırakamayacağınız bir kitap yazmış. Bu dönemle ilgili pek çok kitap okudum, hepsi tüm gerçeklikleriyle içimi şişirdi. İki çocuğun gözüyle 80 darbesi dönemini anlatarak eğlendirirken insanın tüylerini diken diken eden bir roman yaratmış. Tebrikler... mutlaka okuyun...
Not: O dönemde ben de 9-10 yaşlarındaydım. Gece sokakta yazı yazarken gördüğüm abi ve ablalardan hiç ürkmezdim. Sağ elimle yazdığım için sağcı olduğumu zannederdim. Bunu söyleyince annem hem kızmış hem de böyle şeyler konuşmamam gerektiğini sıkıca tembih etmişti. Darbe sabahı ortaokula kaydım yapılacağı için erken kalkacaktım. Sabah 9 olup da uyanıp annemi evde görünce şaşırmıştım. Anneme "ne oldu?"diye sorunca "darbe oldu, ordu yönetime el koydu sen uyumaya devam et" diyince hiçbir şey anlamamış ve mutlu mesut uyumaya devam etmiştim... Ali ve Ayşe gayet gerçekçi yani:)




10 Mayıs 2015

Kuş Kafesi - Tiyatro Ak'la Kara -


Tiyatro Ak'la Kara, Bahariye'dedir ve minik, samimi bir salona sahiptir. Burada, diğer özel tiyatrolara göre oldukça uygun bir fiyata çok hoş oyunlar izlemeniz mümkündür. Benim size tavsiyem, eğer yolunuz Kadıköy Bahariye'ye düşerse ve akşam için bir aktivite arıyorsanız mutlaka bu tiyatroya bir uğrayın derim. Belki son dakika bileti bulabilirsiniz. 
Bu sezon, "Kelebekler Özgürdür"den sonra gittiğim ikinci oyun, Jean Poiret tarafından yazılan "Kuş kafesi"oldu.




Tiyatroya giderken benim için en önemli unsurlardan biri cast'tır. "Kuş Kafesi"'ne ise oyunculardan haberim dahi olmadan, sırf sevgili Robin Williams'lı sinema versiyonuna bayıldığım ve tekrar tekrar seyretmekten bıkmadığım için gittim. 
Oyunun baş rollerindeki Savaş Özdural ve Levent Ünsal'ın profesyonel başarılarının yanında, oyunun temposunu hiç düşürmeyen, bayıldığımız "kon kon kelebek" halleriyle, üstün bir yetenek sergileyen evin uşağı Jacob rolündeki Mustafa Dinç, izlenmeye değer bir performans sergiliyor.  (-ki bu sene Sadri Alışık Tiyatro ödüllerinde, müzikal komedi dalında en iyi yardımcı erkek oyuncu adaylarından biri oldu)
Konuyu ise hemen hemen herkes bilir. George ve Albin, travesti klübü işleten gay bir çifttir. George'nin oğlu, muhafazakar parti üyesi bir siyasetçi ile evlenmeye kara verince, çılgın ikilinin evleri, davranışları ve cinsel tercihleri dahil pek çok konuda değişiklik yapmaları gerekir. Zira kızın ailesi travesti klübünün üstünde yer alan evlerine tanışma ziyareti için gelecektir. George'un eski karısı, evin çıplak uşağı, siyasetçinin peşindeki paparazziler de olaylara dahil olunca işler iyice sarpa sarar. Tek kurtuluş, kulübün sahnesi olur...
"Kuş Kafesi"'nin en güzel kısmı, seyirciye özgürlüğünü vermesi ve "bu oyun boyunca lütfen bol bol fotoğraf ve video çekin ve mümkün olduğu kadar çok kişiyle paylaşın" sözü oldu. Hem çok şaşırdım, hem de bu yeniliğin tadını çıkardım...


2 Nisan 2015

Bir Delinin Hatıra Defteri


Gogol, "Bir Delinin Hatıra Defteri"ni 1842 yılında yazmış. Ülkemizde oynanan ilk tek kişilik oyun olan eser, 1965 yılında, Genco Erkal tarafından Ankara Sanat Tiyatrosu'nda oynanmış. Sanatçı, aynı eseri üç farklı yorumla, üç kez sergilemiş. 50 yıl sonra yine Erkal'ın bir yorumunu, Kenter Tiyatrosu'nda izlemeye gittik. Oyun, adeta sanatçıyla bütünleşmiş durumda anlayacağınız. 77 yaşındaki sanatçı, 1,5 saate yakın süren bir performansla, yine yapacağını yapıp izleyiciyi sanata boğuyor. Bu performans gerçekten kaçmaz.

Eserin konusuna gelince; 19. yy. Rusya'sında, 9. dereceden memur Poprişçin, bir bakanlıkta çalışmaktadır. Görevi, amirlerinin kalemlerini açmak olan kahramanımız, beş parasız, mutsuz ve yalnızdır. Genel müdürün kızına olan tutkusu da günden güne artmaktadır. Yaşadığı olumsuz olaylar ve hiç bir zaman şansın yüzüne gülmeyeceğinin farkındalığı ile giderek delirmeye başlayan Poprişçin, en son kendini İspanya Kralı olarak görür ve sonunda akıl hastanesine düşer... Acımasız hayat, herkese gülmez...
Biz sanıyorum bu sezonun son oyununda izledik Genco Erkal'ı. Umarım usta tiyatrocu daha birkaç sezon bu oyuna devam eder. Klasik tiyatronun en iyi oyunlarından biri, Erkal ile görülmeye değer bir performans oluşturuyor...