28 Şubat 2015

Mucizeler Çağı - Karen Thompson Walker


Muzizeler Çağı, bir felaket kitabı. Olaylar, California'da yaşayan 3 kişilik bir ailenin etrafında dönüyor ve 11 yaşındaki Julia'nın gözünden anlatılıyor. Dünyanın hızı her geçen gün biraz daha yavaşlamakta. Günlerin saatleri uzamaya başlarken gece ve gündüz birbirine girmeye başlar. İlk başlarda durum tolere edilebilirken, zamanla ürkütücü bir hal alır. Çünkü 1 günün tam 72 saat olduğu günler gelir.
İnsanların ruh halleri bu durumdan oldukça etkilenirken hükümet, 24 saatlik zaman diliminin uygulanmasına karar verir. Böylece okulların, ve işlerin başlangıç ve bitiş saatleri günden güne farklılık göstermez. Ancak insanlar iki gruba bölünür. Bir grup, halen gece ve gündüz ışıklarına göre yaşamaya devam etmeye çalışırlar. Bu hız yavaşlaması, dünyanın çekim gücünün değişmesine, ekolojik dengenin bozulmasına, insanlarda sendrom denilen hastalıklara neden olur.
Felaket tellalları, Nostradamus'un kehanetlerini de göz önünde bulundurup dünyanın sonunun geldiğini iddia ederler. Tarikat mensupları bir araya gelmeye ve toplu intiharlara başlarlar...
Amerikalı yazar Karen Thompson Walker'ın sabahları işe gitmeden önce yazdığı The Age of Miracles (Mucizeler Çağı), gerilim düzeyi yerinde, inandırıcı, ya gerçekten olsaydı nasıl olurdu dedirten, çok iyi bir felaket kitabı. Olaylar biraz tekdüze gelişip sonlansa da okunası bir kitap...



The Age of Miracles



İki Kişilik Yaz




35 insan hayatında süper bir yaş... Çıkıştan sonraki inişin ilk başlangıcı... İnsanın hala kendini genç, hatta çocuk hissettiği, aynı zamanda olgunlaşmaya başlayıp, bundan sonraki hayatını nasıl yaşayacağına dair daha çok düşünmeye başladığı, hatta kararlar verdiği yaş... Benim içinse evlendiğim yaş (yani hayatımdaki önemli değişikliklerden biri)...
DOT'un sergilediği "İki Kişilik Yaz" oyununda, Gizem Erdem (Helena) ve Tuğrul Tülek'i (Bob) bitmeyen enerjileriyle izliyoruz... 
Önce Helena ile tanışıyoruz. Helena 35 yaşında, bekar, yalnız yaşayan bir boşanma avukatı. Evli ve çocuklu bir erkekle, sancılı bir ilişkisi var. Çoğu zaman da ekiliyor. Yine bir akşam, sevgilisini barda beklerken son anda gelemeyeceğini öğreniyor ve geceyi başka bir erkekle geçirmeye karar veriyor.
Bob, 35 yaşında ve kanunsuz işlerle para kazanıyor. 18 yaşında, hamile kaldığı için evlenmek zorunda olduğu kadından boşanmış. Dostoyevski'nin "Yeraltından Notlar" kitabını okuyup barda takılıyor.
Helena, Bob'un yanına geliyor ve tanışıyorlar. Helena'nın bekar evinde birlikte oluyorlar. Helena, Bob'u sabah olmadan evden yolluyor. Nasıl olsa bir daha karşılaşmayacaklar. 
Ama kader öyle söylemiyor. Ertesi gün Helena ve Bob, bir kilisenin kapısında rastlaşıyor. İkisi de kan ter içinde... Helena, nedimesi olduğu kızkardeşinin düğününe yetişmeye çalışırken Bob da, çalıntı bir araba satarak aldığı 25.000 paundu bankaya yatırmaya yetişemediğinden, hem mafyadan, hem de hırsızlardan kaçmak için kiliseye sığınmaya karar veriyor. 
Ellerinde 25.000 paund var ve hafta sonu boyunca bu parayı beraber harcamaya karar veriyorlar. Eğlence kulüplerine gidiyorlar, birbirlerine kör düğüm olup en gizli sırlarını veriyorlar, postacının mektuplarını çalıp içlerine gerekli paraları koyuyorlar, en lux otelin en lux odasında yakalanıyorlar. Bob'un şansı yaver gidiyor ve son anda bir şekilde yırtıyor... 
Şimdi bundan sonraki hayatlarının başlangıcı... Bob, eline gitarını alıp Edinburg dışında yeni bir hayata doğru yönlenirken Helena da onu yanlız bırakmıyor. 

Diğer DOT oyunlarının aksine, gerçekleri yüzüne yüzüne vurmayan, romantik, müzikli, şarkılı, danslı, mutluluk verici "İki Kişilik Yaz" ı David Greig ve Gordon McIntyre yazmış... Gizem Erdem ve Tuğrul Tülek'i şarkı söylerken, dans ederken, koşarken, kördüğüm olurken... muhteşem bir uyumla izliyorsunuz. Eğlenceli ve oldukça dinamik bir oyun... Tek kusuru, DOT'un salonunun çok rahatsız olan sandalyeleri. Elinizi ayağınızı nerelere koyacağınızı şaşırıyor, izlerken sekiz oluyorsunuz. Kanyon'a taşınmalarını dört gözle bekliyorum:)

22 Şubat 2015

Selma - Özgürlük Yürüyüşü



1929-1968 yılları arasında yaşayan Martin Luther King, Dünya genelinde şiddet karşıtı ve ırksal eşitlik görüşleriyle tanınmaktadır. 1964 yılında Nobel barış ödülünü kazanan King'in en bilinen ve etkili konuşması "Bir Hayalim Var"'dır. Film, bu konuşmanın akabinde olan gerçek bir olayı konu ediyor. 
Geçen senenin en iyi film oscarını alan 12 Yıllık Esaret / 12 Years A Slave” filminin yapımcıları tarafından prodüktörlüğü yapılan film, siyahların oy hakkı özgürlüğünü konu ediyor. 1965 yılında, Alabama eyaletinin Selma kentinden eyalet başkentine, Martin Luther King öncülüğünde üç barışçıl yürüyüş düzenlenir.  Bu yürüyüşler sırasında siyahlar ve onların yanında yer alıp çeşitli eyaletlerden gelen beyazlar, epeyce şiddet görürler. Bu 87 kilometrelik yolculuğun sonunda ABD başkanı Johnson oy kanunu konusunda çalışmalara başlar ve 1965 oy hakkı kanunu çıkarılır. King, ailesine gelen tehditlere ve karısının endişenip karşı çıkmalarına rağmen halka umut aşılar ve gerçek bir liderin nasıl olması gerektiğini gösterir. 

En iyi film dalında Oscara aday olan "Selma", ağırbaşlı temposuna rağmen sıkıcılıktan uzak bir şekilde tarihi bir olayı başarılı bir kurguyla anlatıyor. Hollywood'da ırkçılık filmleri asla bitmez ve her zaman iyi prim yapar. Beyazlar, bir nevi özür dilerler bu  filmlerle zencilerden... Ancak geçen senenin eşdeğerinde bir film olması dolayısıyla bu sene çok fazla şansı olduğunu düşünmüyorum. Martin Luther King rolündeki performansıyla David Oyelowo oldukça gerçekçi ve başarılı.