23 Ocak 2018

HE-GO



Yine Das Das Ataşehir'deyiz. Biz burayı çok sevdik. Hem sahnesi güzel, hem dekorasyonu, hem koltukları rahat hem de müthiş lezzetlere sahip bir lokantası var... Bir de Biletix ilk defa bana salonun en güzel koltuklarını vermiş daha ne istenir...
Bu kez bir Türk yazarın oyunundayız. Yazar Halil Babür ve hakkında hiçbir fikrimiz yok. Oyuncular arasında tek tanıdığım, popupüler dizlerde oynamış olan Alican Yücesoy...  Ne Ayşegül Uraz, ne de aynı zamanda yazdığı oyunda oynayacak olan Halil Babür'ü ilk kez görüyoruz.




Dekor, bir apartman dairesinin odası... Oldukça entel bir kişiye ait olduğu izlenimi veriyor. Sandıktan kitap rafları, her köşede bol kitap, eskiciden alınmış mobilyalar, duvarlarda tablolar ve bir projektör... Ev, çocukların sevgilisi, süper kahraman He-Go'yu bir filmde canlandıran ve herkes tarafından He-Go olarak tanınan oyuncu Çetin'e ait. Projektörden ise, film için çektiği bir klibi ve Shakespeare'in 64. Sone'sinin sözlerini içeren şarkısını defalarca izliyoruz. Bu arada Çetin (Alican Yücesoy) sahneye giriyor, yeni oynayacağı role hazırlanmakta... Bu kez İsa Peygamberi canlandıracak ve çarmıha gerilme sahnesi ile ilgili henüz oyununa karar verebilmiş değil. Çetin bir yandan da sosyal medyadaki takipçi sayısını artırmak isterken 500 bininci takipçisini evine davet edeceğini duyuruyor. Kısa sürede rakam 500 bine ulaşıyor ve kapısını Ersin (Halil Babür) çalıyor.

Ersin tam bir varoş çocuğu, aslında He-Go'nun hayranı kardeşi olsa da Çetin'in evine konuk olmayı o hak etmiş. Ayakları kokuyor, pervasızca her şeyi soruyor, sürekli resim "çekinmek" istiyor, ortadaki kuru yemişlere dadanıyor, sormadan sigara yakıyor, kısacası Çetin'in tamamen zıttı bir karakter. Çetin bir taraftan rolü gereği peygamberliğe soyunurken bir yandan da Ersin'le baş etmeye çalışıyor. Bu arada tablodaki kadın her ikisi ile de ayrı diyaloglara giriyor. Sonu mu? Muhakkak izleyin diyorum; ben söylemem...

Günümüzün en büyük problemi öteki insanlar ve ötekileştirme... Bu oyunda o kadar ince ve güzel anlatılmış ki... Kim kimden üstün? Hangi davranış kime göre doğru? Kimin dinlediği müzik daha güzel? Tam bir kara mizah örneği...Hele bir de Ersin'in önündeki kitaptan rastgele seçip söylediği bir cümleyi Çetin'in ciddi ciddi yorumlayıp aslında Ersin'in o cümleyi bilerek yanlış okuduğunu söylediği sahnede gülmekten katılıyorsunuz.

Tablodaki kadının oyundaki yerini pek sevmesem de Alican Yücesoy ve Halil Babür'ün doğal oyunculuklarını çok sevdiğimi söylemeliyim. Halil Babür'e böyle kaliteli bir eser ortaya koyduğu için ayrıca tebrikler... Biz He-Go oyununa bayıldık... Uzun zamandır bu kadar gülmemiştim... Kaçırmayın...




12 Ocak 2018

Karanlık Sular - Paula Hawkins

Trendeki Kız kitabıyla tanıyıp sevdiğimiz Paula Hawkins’in yeni kitabı ülkemizde de hemen çok satanlar listesine girdi. Trendeki Kız’ın kurgusu çok değişik ve güzeldi; yazar “Karanlık Sular” da da aynı tekniği kullanmış. Karakterlerin isimleri birbirlerine çok yakın ve konuyu karışık alarak ele aldığı için ilk başta anlayamayacağım paniğine kapılıyorsunuz. Aslında tek yapmanız gereken bir parça not almak ve her konu başlığı kimi ilgilendiriyorsa bu kısa notlara göz atıp bölüme başlamak. Kitabın ortalarında konuya tamamen hakim oluyorsunuz hiç merak etmeyin…
Küçük ve sakin bir kasabadayız. Burada kasabanın kadınlarının yıllardır öldüğü bir nehir var. Kimi intihar ediyor, kiminin ise neden öldüğü bilinmiyor.  Bu kasabada kızı ile yaşayan Nel, buradaki ölümler hakkında araştırma yapmayı ve bir kitap yazmayı kafasına koyuyor. Bu araştırma esnasında Nel de nehirde ölüyor. Bu ölüm nedeniyle, yıllar önce kasabayı terk etmiş olan ve kız kardeşiyle arası iyi olmayan Jules, Nel’in kızı Lena’nın yanına geliyor. Jules, hem geçmişiyle yüzleşirken hem de kız kardeşinin ölüm nedenini öğrenmeye çalışıyor. Bu süre zarfında karşılaştığı gerçekler, kız kardeşine başka bir gözle bakmasına neden oluyor. Bu arada kasabanın kadınlarının gizemi de teker teker ortaya çıkıyor… Her kesin farklı bir hikayesi var: Kimi cadı olarak nitelenmiş, kimi kocasının şiddetine maruz kalmış, kimi ise imkansız bir aşkın kurbanı olmuş…
“Karanlık Sular”, “İkiz Tepeler” (Twin Peaks) kıvamında bir hikaye anlatıt-yor bize… Hem dozunda bir gerilim ve gizem hem de iyi bir kurguyla… Başladınız mı elinizden kolay kolay bırakamıyor ve bir solukta okuyorsunuz…

''Beckford bir intihar noktası değildir. Beckford, bazı sorun çıkaran kadınlardan kurtulma yeridir.'' 

Yeterince gizemli oldu mu sizce?


 Into The Water




11 Ocak 2018

Ormanlardan Hemen Önceki Gece




“Ormanlardan Hemen Önceki Gece “ oyunu hakkında Sadece tek kişikil bir oyun olduğu ve Dot Tiyatro sahnesinde izleyip beğendiğimiz Rıza Kocaoğlu tarafından oynandığı dışında hiçbir şey bilmiyorduk. Bir de tabii aldığı ödüller:

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği tarafından Yılın Erkek Oyuncusu
Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema ödüllerinde En Başarılı Erkek OyuncuMagazin Gazetecileri 21. Altın Objektif ödüllerinde ise Tiyatroda En İyi Erkek Oyuncu

Biz de -aman geçen sene izleyemedik bu sene az da olsa oynanıyor kaçırmayalım- endişesi ile Das Das Sahne için biletlerimizi aldık…
Ana salona girdiğimizde Rıza Kocaoğlu performansına başlamıştı bile… Son seyircinin de oturmasını bekledikten sonra 75 dakikalık bölüm başladı…
Rıza Kocaoğlu oyun boyunca koşuyor, atlıyor, akrobasi yapıyor ve bu arada hiç susmuyor. Anlatacak çok şeyi var ama onu gerçekten dinleyecek kimsesi yok. Çok yalnız… Yolda köşeyi dönüp gitmek üzere olan birini görünce de birbiri ardına, susmadan, ipe sapa gelmez, aklına ne gelirse konuşuyor. Kendini anlatmaya çalışıyor ama başarılı değil. Sözcükler doğru bir şekilde bir araya gelemiyor bir türlü… Bir şeylere kafa tutuyor, kendince uluslararası bir sendika kurmayı düşünüyor, bir odası olmayacağını bile bile bir odanın hayalini kuruyor, bu arada sürekli itilip kakılıyor ama anlatmaktan geri kalmıyor…
Ormanlardan Hemen Önceki Gece (La nuit juste avant les forets) Fransız Çağdaş tiyatro yazarı Bernard Marie Koltes'in tek kişilik oyunu. Koltes, bu oyunu 1977 yılında yazmış. İniş çıkışlarla dolu depresiv bir hayatı olan yazar, yalnızlıklarını, umutsuzluk ve hezeyanlarını eserlerinde dile getirmiş.

Oyun tek perde, dekor bir rampa ve oyuncunun içine girip öfkesini tam anlamıyla dışarı vurduğu bir renkli küpten ibaret… Seyrederken pek bir şey anlamasanız da gözünüzü kırpamıyorsunuz. Sahnede o denli dinamik bir performans var ki kendinizi adeta anlamak için zorluyorsunuz. Klasik tyatrodan çok farklı bir deneyim bu… Seyirciyi, kafa patlatmaya, düşünmeye, araştırmaya ve okumaya teşvik ediyor… İlk başta da değinmiştim: ne konuyu biliyorduk, ne yazarı ne de neyle karşılaşacağımızı… Biraz okuyup gitseydik eminim oyundan daha fazla keyif alacaktık… Herkes hoşlanmayabilir benden uyarması… Ben çok beğendim… Rıza Kocaoğlu’nun performansı ise gerçekten ödüle değerdi, sürekli konuşup sürekli hareket ederken nefesi kesilmeden 75 dakikayı tamamlamak her oyuncunun harcı olmasa gerek… Deneysel tiyatro meraklıları kesinlikle kaçırmamalı…