12 Ocak 2012

İçinde Yaşadığım Deri





Almodovar'ı "Annem Hakkında Her Şey" ve "Konuş Onunla" filmlerinden beri takip ederim. Son filmi hakkında değişik insanlardan "gerilimli", "beklenmeyen bir sona sahip", "hiç tahmin edilemeyen şekilde gelişiyor" gibi çok farklı yorumlar duymak filme ilgimi artırırken, bir yandan da acaba çok kanlı, sinir bozucu bir film mi diye gitmekten çekinmiştim. Filmi iki gün önce aldık ve muhteşem olduğuna dair bir tweet sonucu izlemeye cesaret ettik. Bir film için bu kadar spekülasyon iyi reklam olmayabiliyor...


"İçinde Yaşadığım Deri", soğukkanlı doktor Frankeştayn Banderas ile gerilimi yakalıyor... Dört duvar arasında yaşayan, üzerinde devamlı deneyler yapılan güzel bir kadın, zamanla doktorun sevgilisi haline geliyor. Flashback'lerden anlıyoruz ki doktorumuz aslında hizmetçinin oğludur, kardeşi olan tuhaf adamla karısı ilişkiye girmiştir ve beraber kaçarlarken geçirdikleri kaza sonucu karısı yanar ve görüntüsüne dayanamayıp zaten sorunlu olan kızının önünde intihar eder. Birkaç sene sonra, doktorun kızı ile katıldığı bir partide, sorunlu kız tecavüze uğrar ve durumu daha da kötüye gidip intihar eder... doktora düşen iş ise tecavüzcüyü bulup kaçırmak, cinsiyetini değiştirip onu karısına benzeyen bir kadın haline getirmektir... Bu yolda soğukkanlı bir işkenceci katile dönüşür ve kardeşini dahi öldürür... Kadının onun sevgilisi olmak istediğini görürüz ama sonunda anlarız ki bu durum sadece kaçmak için bir plandır... Doktor, kızının intikamını alabilmiş midir tartışılır çünkü bence kadınlık tecavüzcüye daha çok yakışmıştır:)) Tipik Almodovar filmlerini sevenler için iyi bir fırsat...

21 Aralık 2011

Paris'te Bir Gece Yarısı - Midnight in Paris



Her zaman Wooddy Allen'in bir dahi olduğunu düşünmüşümdür.... O çirkin ufak tefek adam son derece zekidir ve kendinden söz ettirirken cebini doldurmasını da çok iyi bilir -yani karşısında her açıdan şapka çıkarılır...
"Paris'te Bir Gece Yarısı" filmi, tipik Wooddy Allen senaryosuyla başlıyor. Evlenmek üzere olan bir çift, istenmeyen damat, şımarık ve ne istediğini bilmeyen bir kız, yazar olmaya çalışan romantik kahramanımız ve arka planda yine inanılmaz bir şehir olan Paris... İnanılmaz turistik görüntüler, Paris'i gidilmesi ve gezilmesi gereken en güzel şehir yapmış ve yönetmen burada parayı hakketmiş... (Bir gün birinin aklına gelip de uygun parayı verse de sevgili Wooddy Allen hakkıyla bir İstanbul filmi yapsa keşke... işte en büyük reklam bu olur...) Eğlenceli sahneler bir müddet sonra yerini eskinin Paris'ine bırakıyor, kahramanımız Gil, esrarengiz bir şekilde fantastik bir dünyaya adım atarken kendini en sevdiği yazarların, ressamların, müzisyenlerin dünyasında buluyor... Bu sahnelerin gerçeğe aykırılığı beni biraz sıksa da günümüz sahnelerinin hareketliliğinin sürüklediği film, Gil ve İnez'in ayrılıp, Gil'in Paris'te kalmayı seçmesi ve yeni bir arkadaşlığa merhaba demesiyle bitiyor...
Nostalji ve "Altın Çağ" arayışı her devirde sürüp giderken kimsenin yaşadığı devirden mutlu olmadığını fark ediyoruz. Film fantastik sahnelerinde zaman zaman komedi filmlerini aratmıyor ve sadece bir tebessüm olarak pek de ikinci kez izlenmeye değmeyen filmler rafında yer alıyor...

Sinyora Da Vinci, Robin Maxwell


Leonardo Da Vinci'nin annesi Caterina, gizli bir simyacı olan babasıyla yaşamaktadır. Kasabanın zengin ailesinin oğlu ile yaşadığı aşktan Leonardo dünyaya gelir. Aile Caterina'yı dışlar, sadece sütanne olarak çoçuğuna bakmasına izin verirler...Leonardo büyüdüğünde bu durum sona erer...Leonardo, Floransa'ya gönderilir, yokluğuna dayanamayan annesi de erkek kılığında peşinden gider, artık Leonardo'nun dayısıdır...Eczacılıkla birlikte simyacılığını gizli olarak devam ettirirken dönemin Medicci ailesi ile yakın ilişkiye girer. Artık oğlunun yanındadır ve sanat camiası ile iç içedir. Bir taraftan koyu katolik kilisenin papazı, cadı avına çıkmıştır... Ortaçağ Floransa'sını anlatan kitapta Caterina'nın ağzından Leonardo Da Vinci'nin ilginç hayatı gözler önüne serilmekte... Kurgu bir tarihi roman ve zevkle okunuyor...



Signora da Vinci