21 Kasım 2012

Paris'teki Eş - Paula McLain


Adınız Ernest Hemingway ise her türlü çılgınlığı yapmakta serbestsiniz demektir. Kitap, Hemingway'in 1920'lerde, kendinden sekiz yaş büyük Hadley ile yaptığı ilk evliliğini, sanatçıların kendilerine mesken tuttukları Paris'i ve yazarlık serüvenini anlatıyor.
Gertrude Stein, Scott ve Zelda Fitzgerald, Ezra Pound gibi edebiyat dünyasının ünlüleri Hemingway'in yaşamında önemli bir yer tutar. Aynı ideali paylaşırlarken, birbirlerine her konuda destek olmayı da ihmal etmezler ve komün hayatı yaşarlar. Yazarın ilk karısı Hadley, Hemingway'in henüz hazır olmadığı ve istemediği bir çocuk dünyaya getirir. Çocuğunu ve Hemingway'i aynı anda büyütürken, yazarın ölüm korkusu dolayısıyla yaşadığı hezeyanlara ve çapkınlıklarına da dayanmaya çalışmaktadır. Öyle ki gün gelir yazar ve sevgilisiyle aynı evi ve yatağı paylaşmak durumunda kalır. 
Yazar Paula McLain, Hemingway'in yaşamını, iç hesaplaşmalarıyla birlikte tamamen önümüze seriyor. Hemingway, genç yaşta, tüfekle intihar eden babasının etkisinden ve savaş muhabirliği sırasında yaşadığı dramatik olaylardan bir an bile kurtulamıyor. Hayatı, kendini bir gün öldürme düşüncesiyle geçiyor ve sonunda bunu gerçekleştiriyor.
Biyografik roman sevenler için "Paris'teki Eş", güzel kurgulanmış ve okuyucuyu sıkmayan bir kitap. Allen'in "Paris'te Bir Gece" filminde ele aldığı Paris'in bohem çevresi, bu kitapta en ince ayrıntısına kadar gözler önüne serilmiş.



The Paris Wife




11 Kasım 2012

Kinyas ve Kayra - Hakan Günday


"Az" romanı ile sondan okumaya başladığım Hakan Günday'ın ilk kitabı olan "Kinyas ve Kayra" 2000 yılında yayımlanmış... Roman, Kinyas ve Kayra takma adlarında iki çocukluk arkadaşının birlikte evden kaçarak, hayatı tüketircesine yaşadıkları cinayet, ölüm, uyuşturucu, kadın, kötülük, dayak ve sonsuz çılgınlıklarla geçen hayatlarını anlatıyor. İkisi de hem kendilerinden, hem de hayattan bezmiştir ve mutluluğu değişik sonlarda ararlar.
Roman, üç kitaptan oluşuyor. Yurt dışında, şiddetin kol gezdiği ülkelerde geçen ilk kitapta, hem Kinyas hem de Kayra, bir yandan birlikte yaşadıklarıyla, öte yandan farklı iç dünyalarıyla ayrı ayrı tanıtılıyor. Kitabın sonunda, ikilinin yolları ayrılıyor. İkinci kitapta, Kayra'nın hikayesine tanıklık ediyoruz. Kayra, kendisine bir fahişeyi yoldaş olarak alıyor ve onu kendisine bakmak için ikna ediyor. Kayra'nın hikayesi, onun dünyadan elini ayağını çekmek üzere inzivaya, kendi ölümüne çekilmesiyle sonlanıyor. Üçüncü kitapta ise Kinyas'ın eve dönüşüne şahit oluyoruz. Ailesi onu tüm günah ve sevaplarıyla kabullenirken, Kinyas bir taraftan tekrar normal bir insan olmanın sancılarını yaşarken bir taraftan da kendi istediği ölümüyle savaşıyor.
Hakan Günday, ilk romanında kendini de bir köşeye monte etmiş. İlk kitapta, Kinyas ve Kayra'nın birlikteliğinde, ileride bu yaşananları yazacak, ilk romanının sancılarını çeken yazar karakteri, biraz acemice olmuş bence... Eminim bugün yazsa bu bölümleri o da çıkarmayı düşünür. 
Hakan Günday meraklıları için güzel ve iyi kurgulanmış bir "ilk roman". Hakan Günday, okuyucuya yumruk yemiş gibi hissettiriyor. Hemen hemen her sayfasında, kafanıza kazınacak bir söz, sizi derinden etkileyecek diyaloglar buluyorsunuz. 
Diğer kitaplarını da araya esler vererek mutlaka okuyacağım.




Sisle Gelen Yolcu - Jean Christophe Grange


Yunan mitolojisinden sahneleri konu eden Grange'ın son kitabı tam 671 sayfa... Son 50 sayfaya kadar soluk soluğa okunuyor. Roman, Fransa'nın tanıdık şehirlerinde, mahallelerinde geçiyor.Kahramanımızı 5 ayrı bölümde, psişik geçişler yaptığı beş ayrı karakterde görüyoruz: 
1-Mathias Freire, mitolojik temalı bir cinayetle uzaktan ilişkililendirilen bir psikiyatristtir, başkomiser Anais kendisine yardım ederken, takipteki gizli görevliler ve öldürülen şüpheli, kahramanımızı yeni bir kimliğe götürür...
2- Victor Janusz, evsizlerin arasındadır ve kendisini önceki hayatından tanıyan sosyal yardım görevlileri ve dilencilerle karşılaşır, gizli görevliler yine peşindedir...
3-Narcisse, bir akıl hastası ressamdır ve eserlerinde daha önce ilşkisi olduğunu düşündüğü, mitolojik konulu başka bir cinayetin izlerini bulur, kaçıp kovalamacalar birbirini takip eder...
4- Kahramanımız şimdi de kalpazan Nono'dur. Bir randevu şirketinden kızlarla tanıştığını ve bunların bazı cinayetlerde kurban olduklarını keşfeder...
5-Son olarak François Kubiela olduğunu keşfeder. Çok ünlü bir psikiyatristtir. Cinayetlerle ilgili olduğunu düşünürken olaylar onu daha doğmadan önceki geçmişine götürür...
Grange okumak, ilk kitaplarından beri bende bir gelenek haline geldi. Her ne kadar kitaplarının sonları, beni hayal kırıklığına uğratsa da, ne yazmış, nasıl yazmış çok merak ediyorum. "Sisle Gelen Yolcu" da beni haksız çıkarmadı. Yine kitapla alakasız, saçma bir son, sanki çok uzadı artık bitirmek lazım diye baştan savma yazılmış bir son 50 sayfa... Yine okuyucuya, 671 sayfayı boşuna okuduğunu düşündürüyor. Grange okuyucuları ne demek istediğimi iyi anlamıştır. Yeni heveslenenler ise sanıyorum bu yorumdan sonra bir kez daha düşünürler. Üzgünüm Grange, iyi yazarsın ama biraz "son" çalış... 



Le Passager